26 Kasım 2025

Dış Politikada Merkez-Çevre Dengesi ve Afrika

Dış Politikada Merkez-Çevre Dengesi ve Afrika

ADNAN BOYNUKARA

Dış politika bağlamında Afrika’nın en temel özelliği, merkez (merkezi yönetim) ve çevre (merkez dışı toplumsal kesimler) dengesinin en belirgin şekilde hissedildiği coğrafya olmasıdır. Kıtanın genişliği kadar, etnik topluluklardan kabilelere, dillerden yerel aidiyetlere uzanan çeşitliliği ülke siyasetini ve dış politikayı son derece karmaşık bir yapıya dönüştürür. Birçok ülkede ulus-devlet inşasının tamamlanamamış olması da merkez ile çevre arasındaki ilişkiyi daha önemli kılar. Kıtada merkez-çevre ayrımı yalnızca coğrafi değil, siyasi temsil, ekonomik paylaşım ve toplumsal aidiyet açısından da belirleyicidir.

Bu nedenle kıtayı anlamaya ve kalıcı ilişki geliştirmeye yönelik dış politika yaklaşımları, devletlerin resmi pozisyonları kadar, çevredeki toplulukların beklentilerini de anlayabilmesi ve karşılayabilmesi gerekir. Yani dış politikanın hem devletler arası ilişkiler hem de toplumlar arası dengeler üzerinde şekillendiği gerçeğini ilişkilerin merkezine koymak. Böyle bir yaklaşımın temel ilkesi ise tüm bu farklılıkları dikkate alırken, ülkelerin egemenlik haklarına saygı göstermeyi de akılda tutmayı gerektirir.

Türkiye Afrika’da

Son yıllarda Türkiye’nin Afrika’ya yönelik açılım politikası, diplomatik temsilin artırılması, insani yardımların daha organize bir yapıya kavuşması ve kültürel kurumların yaygınlaşması gibi adımlarla dikkat çekici bir ivme kazandı. Ancak bu ivmeye rağmen Türk dış politikasının Afrika’daki etkisinin, özellikle kriz yönetimi ve istikrar üretimi bağlamında beklenen sonuçları verdiği kanaati güçlü değil. Somali-Etiyopya arasında oluşan gerginliği önlemesi, Ankara’nın, soruna çözüm kapasitesinin önemli bir göstergesi. Ancak, Libya’da her iki tarafın da Ankara ile iyi ilişkilere sahip olmasına rağmen, devlet inşası konusunun hala sürüncemede kalmış olması önemli bir sorun. Sudan’da devam eden çatışmaya ilişkin daha aktif bir tutum alınmamış olması da tartışılan konulardan.

Dikkat edilmesi gereken diğer bir konu ise Afrika’yla ilişkilerin yoğunluklu olarak, rakamlar ve kurumsal yaygınlık üzerinden değerlendirilmesi. Rakamlar elbette önemli, ancak tek başına çok şey ifade etmez. Asıl olan açılan kurumların ve yürütülen faaliyetlerin bağımsız etki analizleri, sonuç odaklı göstergeleri (RBM-Results-Based Management) ve yerel paydaş geri bildirim mekanizmalarının değerlendirilmesidir. Bu tür sonuçlar daha sağlıklı bir çerçeve sunabilir. İlgili analizler dikkate alındığında, merkez ve çevre dengesini gözeten, toplumun farklı katmanlarıyla temas kuran politikaların anlamlı sonuçlar üretme potansiyeli belirginleşir.

Elbette, bulunulan ülkenin çeşitli toplumsal kesimleriyle iletişim kurmak zaman zaman yöneticiler nezdinde rahatsızlık oluşturabilir. Ancak bu durum yönetilebilir ve tek başına caydırıcı bir gerekçe olarak görülmemelidir. Çünkü kıtada, devlet ile toplum arasındaki mesafe oldukça geniş. Başkentler çoğu zaman ulusun tümünü değil, dar bir elitin çıkarlarını temsil eder. Dolayısıyla başkent odaklı ilişkiler, ülkenin geri kalanında kalıcı bir toplumsal karşılık üretmekte yetersiz kalır. Bu durumun neden olduğu yapısal zafiyeti doğru okumak, Afrika politikalarının geleceği açısından kritik önemdedir.

Yazının tamamını okumak için tıklayınız.

MAKALE
About ADNAN BOYNUKARA
SWITCH THE LANGUAGE


WHO WE ARE

The Ankara Institute is located in Ankara, Turkey. Our teams include academics, former members of the parliament, senior advisers to the Turkish prime ministers and ministers, analysts from prominent think-tanks, NGO directors, and media professionals with many years of experience. We do have extensive experience of working and partnering with leading global think-tanks, NGOs, international organizations, and governmental institutions.