Çözüm Süreci Neden Bitti?
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Diyarbakır konuşmasında, “2005 yılında ne dediysek bugün de aynı yerdeyiz” ve “çözüm sürecini biz başlattık, çözüm sürecini sonlandıran biz olmadık, bunların art niyetleri, gizli gündemleri sonlandırdı” ifadeleri ön plana çıktı. Bu ifadelerden hareketle, geleceğe sağlıklı dersler çıkarmak açısından, sürecin neden sonlandığını değerlendirmek ve somut bilgileri ortaya koymak önemli. Çünkü bu, Türkiye Cumhuriyeti’nin hayata geçirdiği en önemli toplumsal uzlaşma projesiydi. Ortak geleceği tahkim etmek, tüm vatandaşların kendini tarafı hissedeceği bir ülkü oluşturmak, eşit vatandaşlığa dayalı bir yönetimi hayata geçirmek ve ülkenin kalkınmasını sağlamak için atılmış önemli bir adımdı.
Birbirini Güncelleyen Projeler
PKK’nın Türkiye’ye yönelik terör faaliyetlerine nihai bir son vermeye yönelik çalışmaları, elbette terörle mücadelenin yanı sıra, 2009’da başlayan Oslo Görüşmeleri, Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi (Açılım) ve Çözüm Süreci olarak sıralamak mümkün. Bu üç süreç, AK Parti hükümetlerinin uyguladığı ve değişik dinamikler üzerinde yürüyen farklı projeler olmakla birlikte, birbirlerinin güncellenmiş halidir. Bu durumu birkaç örnek üzerinden analiz etmek gerekirse; (1) Oslo görüşmeleri, Türkiye dışında ve farklı bir ülkenin katılımıyla gerçekleştirilmişti. Süreç içinde yaşananlar dikkate alındı ve bu tarzın doğru olmadığı değerlendirilerek vazgeçildi.
Açılım ve Çözüm süreçleri ise Türkiye eksenli projeler olarak yürütüldü. (2) Oslo görüşmeleri, devletin istihbarat unsurları ile örgüt temsilcilerinin görüşmesi şeklinde yapıldı. Bunun da doğru olmadığı değerlendirildi ve görüşmeler farklı bir zemine çekildi. HDP üzerinden İmralı ve Kandil sürece dahil edildi. (3) Oslo Görüşmeleri gizliydi. Açılım ve Çözüm Süreci ise kamuoyu önünde ve olabildiği ölçüde açık yürütüldü. Bu tür örnekleri çoğaltmak mümkün. Dikkat edilirse, yapılanın sürece pozitif katkısının olmadığı değerlendirildiğinde, süreç güncellenerek yeni bir formatta sürdürüldü.
