25 Ekim 2022

Rusya, İran ve Batı’nın Gerekli Şeytanı: IŞİD

Rusya, İran ve Batı’nın Gerekli Şeytanı: IŞİD

ADNAN BOYNUKARA

IŞİD, Türkiye’yi suçlamak için kullanılan aparat olma özelliğini koruyor. Öncelikle şunu belirteyim, terör örgütü üzerinden Türkiye’ye ilişkin yapılan değerlendirmeler, Türkiye’deki kimi isimlerin Batılı medya organlarına verdikleri mülakatlardaki mesnetsiz ifadelere dayanıyor. Mülakatı verenin kim olduğu değil, yayınlayan medyanın ismi ön plana getiriliyor ve konu farklı bir şekilde Türkiye’ye servis ediliyor. Batılı medya kaynak gösterilerek suçlamalar yenileniyor. Küresel güvenlik ve barışla ilgili bir sorun, iktidar karşıtlığının aracına dönüştürülüyor.

Soğuk Savaş’tan El Kaide ve IŞİD’e 

Batılı medya organlarında ve akademik çalışmalarda foreign fighters (yabancı savaşçı) olarak isimlendirilen gruba değinmeden önce, bu anlayışın ve yapının çıkış sürecine bakmak gerekir. Bu anlamda dikkate alınacak ilk ülke Afganistan. İşgalle başlayan süreç, SSCB’nin yıkılışı, sosyalizmin tasfiyesi ve Soğuk Savaş’ın bitişi ile sonuçlanmıştı. Küresel düzenin tek aktörü haline gelen ABD, ortaya çıkan yeni duruma ilişkin farklı kriz ve kaos testlerini devreye koydu. Bir yandan Müslüman halkların nabzı, ‘Afganistan cihadı’ üzerinden hem yönlendirildi hem de kontrol edildi. Bu sürece itiraz ettiği değerlendirilen kişiler aracılığıyla, “küresel cihat” kavramı üretildi ve devreye konuldu. Bu iki durumun mezcedilmesinin sonucunda, dünya güvenliğini riske sokacak olan “İslami terör” kavramı üretildi. Müslüman halkları kontrol etmek amacıyla, psikolojik, siyasi ve ekonomik deneyler de yapıldı.

Irak işgali, bahsettiğimiz süreci farklı bir düzeye taşıdı. Bir yandan ‘terörist’ suçlamasıyla hedefe konulan İran ile ABD arasında gelişen ilişkiler üzerinden Şii dinamiklere alan açıldı. Bu süreçte iki tarafın birlikte yürüttüğü, “terör konusu Sünni İslam’ın işi” propagandası üzerinden, Sünni kitle terör kavramıyla ilişkilendirilerek yeni örgütlerin kurulmasının zemini oluşturuldu. 1990’lı yıllarda Afganistan’da ortaya çıkan örgütler, sonrasında ‘organize’ edilen El-Kaide ve bunların türevi olan yapıların tümü, bahsettiğimiz 40 yıllık sürede izlenen politikaların ürünü. Bu örgütlere yüklenen anlam, Müslüman halkların yaşadığı coğrafyaların istikrarsızlaştırılması ve doğal değişim taleplerinin bastırılması. 11 Eylül sonrasında, Afganistan işgaliyle başlayan deneyin sonuçları Ortadoğu’ya taşındı ve daha kaotik bir denklemde tüm bölge üzerinden test edildi. İşte IŞİD, bu testlerin ve deneylerin ürünü olarak ortaya çıktı.

IŞİD Nedir?

IŞİD diye ortaya çıkan örgüt ve anlayış, Afganistan işgaliyle başlayan, sonrasında farklı coğrafyalarda sürdürülen işgal süreçleri içinde, işgalci unsurların ortak akıl ve tecrübeyle organize ettikleri asimetrik savaşın ürünüdür. Irak ve Suriye’de varlığını sürdürmeye çalışan örgütü, gladio koduyla anlamaya çalışırsak IŞİD; Irak Baas kadroları, uyguladıkları politikalarla bu kadrolara alan açan Maliki ve Esad desteği, bölgedeki kimi ülkelerin lojistiği ve coğrafya dışındaki kimi istihbarat örgütlerinin ‘kalifiye’ eleman nakli ve yönlendirici katkılarıyla yapılandırılıp yönetilen terör örgütüdür. Bu durumu anlamak için öncelikle iki noktaya bakmakta yarar var.

İlki; Ebu Gureyb cezaevi. Irak’ın işgali sürecinde, Baas kadrolarının büyük bir kısmı bu cezaevine alındı. ABD ordusu ve istihbaratı tarafından yönetilen bu cezaevinde uygulanan fiziksel ve cinsel işkenceler ile cinayetlerin etkileri, bu kadroların zerrelerine kadar işlemişti. Cezaevinde yapılanların bir kısmının medyaya yansımasına rağmen, herhangi bir cezalandırmanın yapılmaması da cezaevindeki isimleri farklı bir tarzda etkiledi. Bu durum devam ederken, bir gece cezaevinin kapısı ‘açıldı’, 1.000’i aşkın ‘eğitilmiş’ kişinin firar etmesine izin verildi, göz yumuldu. Dolayısıyla, örgütün çıkış sürecini anlamak için bu planlamayı yapan aklı görmek lazım. Bakılması gereken ikinci nokta; örgüte katılan ve farklı ülkelerden geldikleri için “yabancı savaşçılar”, “küresel cihatçılar”, “yabancı teröristler” gibi isimlerle adlandırılan kesimlerin kimler olduğu ve ne tür bir motivasyonla geldikleridir. Çünkü binlerce insanın istihbarat örgütlerinin yönlendirmesi, göz yumması ve desteği olmadan, hiç bilmedikleri bir coğrafyaya gitmelerini düşünmek saflık olur.

Bu iki nokta sağlıklı bir biçimde analiz edilmeden IŞİD’i anlamak mümkün değil. Şunu bilmekte yarar var; bu tür terör örgütleri, tasarlanmış travmalar ve üretilmiş ‘umutlar’ üzerinden inşa edilen yapılardır. Dolayısıyla; Afganistan’da, Bosna’da, Kafkaslarda, Irak’ta yaşananlar hatırlanıp birlikte değerlendirildiğinde ve binlerce insanın transferi dikkate alındığında IŞİD’in ne tür bir terör örgütü olduğu, nereden beslendiği ve neyle görevlendirildiği daha net anlaşılır.

Yazının tamamını okumak için tıklayınız.

MAKALE
About ADNAN BOYNUKARA
SWITCH THE LANGUAGE


WHO WE ARE

The Ankara Institute is located in Ankara, Turkey. Our teams include academics, former members of the parliament, senior advisers to the Turkish prime ministers and ministers, analysts from prominent think-tanks, NGO directors, and media professionals with many years of experience. We do have extensive experience of working and partnering with leading global think-tanks, NGOs, international organizations, and governmental institutions.