31 Mart 2021

Siyaset Yapmadan ‘Seçim İttifakı’ Yapmak

Siyaset Yapmadan ‘Seçim İttifakı’ Yapmak

ADNAN BOYNUKARA

14 Temmuz 2020 tarihinde yayınlanan, “Aritmetiğin Siyaset Üzerindeki Vesayeti” başlıklı yazımızda, siyaseti bekleyen riskleri ve olası darboğazları gündeme getirmiştik. Son aylarda yapılan saha araştırmaları da, bahsettiğimiz darboğazların gerçekleşmekte olduğunu teyit ediyor. Mevcut durumu Hatem Ete, “Siyaset Dondu mu?” sorusu üzerinden irdeledi ve var olan tablonun ortaya çıkardığı sonuçları dikkate alarak, siyasetin donduğunun altını çizdi. HDP’ye yönelik kapatma davası ve Gergerlioğlu’nun milletvekilliğinin düşmesi siyasetin canlandığı izlenimi oluşturabilir. Ancak bunlar; siyaset yerine, aritmetik hesaplara yönelik faaliyetlerdir ve donmaya ilişkin değerlendirmeleri doğrulamaktadır.

Siyaset Neden Donuyor?

Toplumsal sorunların konuşulmaması, çözüm önerilerinin tartışılmaması ve ortak çözüm iradesinin geliştirilememesi gibi gerekçelerle ‘donma’ konusu, ülkenin geleceğini etkileyecek gibi görünüyor. Temel risk, siyasal tartışma kültürünün zaten zayıf olduğu ülkemizde, var olan ittifak tarzının tartışmaların önünü tıkaması ve siyasetin donma kapasitesini artırmasıdır. Maalesef bu olasılık giderek artıyor. O zaman; “siyaset neden donuyor, neden temsil sorunu yaşanıyor, neden seçmenlerin siyasi pozisyonları sabitlendi? ” gibi soruları gündeme almak ve konuşmak gerekiyor. Ön yargılardan sıyrılarak bu sorulara odaklandığımızda, cevabın sanıldığı gibi karmaşık olmadığını, tam tersine net olduğunu görebiliriz. Bu nedenle; siyasetin sağlıklı bir zeminde ilerlemesini engelleyen ve ‘donma’ olarak tanımlanan durumun ortaya çıkmasında etkili olan faktörlere bakmakta yarar var.

İdeolojik Baskı/Dayatma

Siyasette donma ve temsil sorununun ortaya çıkmasında etkili olan ilk faktör, ideolojik baskı ve dayatmalardır. Buradaki temel sorun; ittifak denklemi içinde olan bir kesimin ittifakı korumak için siyasal ve ideolojik tartışmalardan özenle kaçınması, diğer kesimin ise kendi ideolojik tercihini ‘ortağına’ veya ‘ortaklarına’ dayatmasıdır. Özünde yeni olmayan ideolojik baskıya dayalı siyaset tarzı, son yıllarda oldukça baskın bir hal aldı. 2017 yılından sonra ortaya çıkan iki ittifaklı blokta da, ideolojik baskı ve dayatmayı yöntem olarak kullanan siyasal partiler var. Kendilerini ‘devletin sahibi’ olarak konumlandıran bu partilerin sergiledikleri tutum, çok daha net bir biçimde ortaya çıkmaya başladı.

Bahsettiğimiz tutumun dışa vurulduğu somut alanlardan birisi, yeni anayasa tartışmalarıdır. Anayasanın yapılıp yapılamayacağı, nasıl olacağı ve nelerin konuşulup konuşulamayacağı gibi tüm başlıklarda dayatmacı bir tutum sergileniyor. Yakın dönemde bu tutuma, Ali Babacan muhatap oldu. “Anayasanın ilk dört maddesinin tartışılmasıyla” ilgili soruya Babacan, “şu anda bunları tartışmak için uygun iklim yok, günü geldiğinde, zemin ve şartlar uygun olduğunda” anayasanın ilk dört maddesi üzerinde de konuşulabileceğini ifade etti. Aynı açıklamada, “konuşmak demek, değiştirmek demek değildir, biz bugün sistem değişikliğini konuşmalıyız” ifadesini de kullandı. Açık olan bu ifadelere rağmen, ideolojik baskı araçları devreye girdi ve Babacan ikinci bir açıklama yapmak zorunda kaldı. İdeolojik baskıyı uygulayan kesimler bu açıklamayı ise “Babacan’dan geri adım” ifadeleriyle haberleştirdi.

Anayasa tartışmalarının gündeme geldiği her ortamda bu türden ideolojik baskılar, “siz cumhuriyete karşı mısınız” ifadesi üzerinden sorgulanıyor ve tek taraflı olarak mahkûm ediliyor. Daha da ileri gidenler, kendilerini ‘anayasayı ve devletin temel ilkelerini korumakla sorumlu’ gören bir tutum üzerinden, daha ağır suçlamalar yapabiliyor. Toplumun oldukça büyük bir kısmının, cumhuriyete ilişkin hiçbir kaygısının olmadığı bilinmesine rağmen bunun yapılması, sorunlu bir anlayıştır. Bu tutumu benimseyenlerin; demokratik kültür, insan hakları, eşitlik, çoğulculuk, düşünce ve ifade özgürlüğü gibi konularda ne denli sorunlu ve dogmatik bir siyasal perspektife sahip oldukları da ortaya çıkıyor.

Anayasa, toplumun üzerinde ittifak ettiği, en azından büyük bir kesiminin ittifak ettiği bir metin ise “şu konu tartışılmaz” demek, bu insanların iradelerine ve ifade hürriyetlerine ipotek koymaktır. Yani, toplumun tümü adına bir azınlığın karar vermesi anlamına gelir ki, bu kabul edilemez. Tartışmanın, konuşmanın değiştirmek olmadığı bilinmesine rağmen bu tür suçlamaların yapılması ve görüş açıklayanların kendilerini izah etmelerine fırsat verilmeden ‘mahkûm’ edilmeleri, uygulanan ideolojik baskıyı, siyasal kimliklere karşı sergilenen saygısızlığı ve ezmeye yönelik tutumları anlamak açısından önemlidir. Son tahlilde, tektipleştirici bir yaklaşımdır.

Yazının tamamını okumak için tıklayınız.

MAKALE
About ADNAN BOYNUKARA
SWITCH THE LANGUAGE


WHO WE ARE

The Ankara Institute is located in Ankara, Turkey. Our teams include academics, former members of the parliament, senior advisers to the Turkish prime ministers and ministers, analysts from prominent think-tanks, NGO directors, and media professionals with many years of experience. We do have extensive experience of working and partnering with leading global think-tanks, NGOs, international organizations, and governmental institutions.