5 Ocak 2026

Tarihsel Bir Fırsat ve Algı Yönetiminin Kırılganlığı

Tarihsel Bir Fırsat ve Algı Yönetiminin Kırılganlığı

ADNAN BOYNUKARA

Türkiye, 40 yılı aşan bir güvenlik ve toplumsal travma döngüsünü sona erdirebilecek kritik bir eşiğe gelmiş durumda. Silahların bırakılması ve örgütün kendini feshetmesi yönünde ilerleyen süreç, yalnızca bir güvenlik başlığı değil, aynı zamanda hukuki, siyasal ve toplumsal boyutları olan, çok katmanlı bir normalleşme sürecidir. Bu nedenle Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) çatısı altında yürütülen çalışmalar, sürecin en güçlü ve meşru zemini olarak öne çıkmaktadır.

Ancak böylesine tarihsel önemde ve kırılgan bir dönemde, sürecin içeriği kadar onu çevreleyen dilin ve algının da belirleyici hale geldiği unutulmamalıdır. Özellikle uzun yıllar cezaevinde kalmış bazı örgüt mensuplarının tahliye sonrası yaptığı açıklamalar etrafında oluşan tartışmalar, sürecin kendisinden bağımsız ama ona zarar verme potansiyeli taşıyan bir alan üretmektedir. Bu açıklamaların içeriğinden ziyade, ürettiği algı, tetiklediği refleksler ve doğurabileceği riskler üzerinde durmak gerekir.

Toplumsal Meşruiyetin Hassas Dengesi

Silah bırakma ve fesih sürecinin başarısı, yalnızca teknik ve hukuki düzenlemelere değil, aynı zamanda toplumun geniş kesimlerinde oluşacak adalet ve makullük duygusuyla da ilgilidir. 40 yılı aşan bir çatışma sürecinin ardından, toplumun farklı kesimlerinde hassasiyetlerin hâlâ yüksek olduğu açıktır, böyle olması da normaldir. Özellikle doğrudan ya da dolaylı biçimde şiddetin sonuçlarıyla yüz yüze kalmış kesimler açısından, sürecin dili ve sembolleri, içeriği kadar belirleyici bir önem taşımaktadır. Bu nedenle kullanılan dilin, ister istemez bu hassasiyetleri tetikleme riski bulunmaktadır.

Maksimalist, meydan okuyucu ya da geçmişi meşrulaştıran bir ton, sürecin özünü temsil etmese dahi, kamuoyunda bazı soruların sorulmasına yol açabilmektedir. Tam da bu nedenle, bu tür dönemlerde algı, çoğu zaman sürecin gerçek içeriğinin önüne geçebilmekte, sembolik söylemler, kurumsal iradeyi gölgeleyebilmektedir. Bu noktada mesele, söylenen sözlerin doğruluğu ya da yanlışlığı değil, toplumsal kabul zemininin aşınmasıdır. Çünkü meşruiyet kaybı, en sağlam hukuki düzenlemeleri bile tartışmalı hale getirebilir. Bu nedenle mesele, bireysel açıklamaların kendisinden çok, bu açıklamaların nasıl bir algı zemini oluşturduğudur.

Siyasal Sabotaj Alanı Olarak Söylem

Bu tür açıklamaların yarattığı bir diğer risk alanı, sürece baştan itibaren karşı olan siyasal ve ideolojik aktörler için geniş bir manevra alanı açmasıdır. Silah bırakma ve fesih sürecini “taviz”, “teslimiyet” ya da “ödüllendirme” olarak sunmak isteyen çevreler, bu tür açıklamaları bağlamından kopararak sürecin tamamına teşmil etme eğilimindedir. Bu yaklaşım, çoğu zaman açıklamaların gerçek etkisinden bağımsız olarak, süreci tartışmalı hale getirmeyi hedefleyen bir siyasal stratejiye dönüşmektedir.

Bu konu etrafında üretilen kaotik atmosfer, TBMM’de yürütülecek yasa çalışmalarının içeriğinden çok, bu çalışmaları gölgeleyen bireysel söylemlerin tartışmanın merkezine yerleşmesine yol açabilmektedir. Oysa sürecin asıl gücü, kişilere değil kurumsal mekanizmalara dayanmasındadır. Bu nedenle bireysel çıkışlar üzerinden yürüyen tartışmalar, sürecin demokratik ve kurumsal zeminini zayıflatma riski taşır. Bu durum, komisyon raporları ve olası düzenlemelerin toplumsal algısını da olumsuz etkileyebilir. Bu da süreci doğrudan hedef almadan, dolaylı biçimde sabote etmenin en etkili yollarından biridir.

Nitekim sürecin gündelik siyasal hesapların konusu haline getirilmemesi gerektiği, en üst düzeyde de açık biçimde vurgulanmaktadır. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, “Ülkemizi 40 yıllık bir musibetten kurtarmayı hedefleyen bu süreç, gündelik siyasetin çıkar hesaplarına kurban edilmemelidir. Biz de sürecin bir yol kazası yaşanmadan menzili maksuduna varması için üzerimize ne düşüyorsa yapmaktan geri durmayacağız” sözleri, sürecin kişisel polemiklerin değil, kurumsal iradenin konusu olması gerektiğine işaret etmektedir.

Yazının tamamını okumak için tıklayınız.

MAKALE
About ADNAN BOYNUKARA
SWITCH THE LANGUAGE


WHO WE ARE

The Ankara Institute is located in Ankara, Turkey. Our teams include academics, former members of the parliament, senior advisers to the Turkish prime ministers and ministers, analysts from prominent think-tanks, NGO directors, and media professionals with many years of experience. We do have extensive experience of working and partnering with leading global think-tanks, NGOs, international organizations, and governmental institutions.