17 Ocak 2023

Türkiye’nin İkinci Yüzyılı: Demokrasi, Adalet, Barış

Türkiye’nin İkinci Yüzyılı: Demokrasi, Adalet, Barış

ADNAN BOYNUKARA

Türkiye, 2003 ile 2013 yılları arasında kapsamlı bir dönüşüm yaşadı. Dönüşümün kurumlara yansıması, uygulama süreçlerinde kalıcı hale gelmesi ve kurumsallaşması ise farklı örgütlerin, ülkenin fay hatları üzerinden yürüttüğü operasyonların da etkisiyle akamete uğradı. Bu durumda, ülkenin önünde iki yol vardı. Daha fazla demokratikleşme ile kuşatmayı aşmak veya içe kapanmak. Terör faaliyetleri hem demokratikleşme adımlarını akamete uğrattı hem de içe kapanma sonucunu üretti. Örgütlerin oluşturmak istediği tahribat bir biçimde kontrol altına alındı. Şu an için asıl olan, içe kapanmayı aşacak yeni bir demokratikleşme perspektifini ortaya koymak.

Siyasal mücadelenin karşıtlığa indirgendiği ve kimi ‘entelektüellerin’ siyasal ‘amigoluğa’ soyunduğu bu dönemde, demokratikleşme perspektifinin önemi artıyor. Yıllarca herkese nizam verenlerin içinde olduğu düşünsel kısırlığının ülkemizin kaderine dönüşmemesi için geleceğe odaklanmak şart. Çünkü önümüzde yeni bir süreç var ve esas olan, mevcut durumu daha sağlıklı bir zemine çekmek için yapılması gerekenlere odaklanmaktır. Özellikle siyasal denklemlerin yeniden biçimlendiği ve ülkenin yeni bir yüzyıla girdiği bu dönemde, devletin demokratik dönüşümü meselesi tartışılmalı ve somut öneriler ortaya konulmalı. 

İç ‘Gerilim Alanlarını’ Sonlandırma

Ülkenin en temel önceliği ve demokratik dönüşümün kalıcılaşmasının koşulu, var olan iç gerilim alanlarını, genel ve herkesi içeren demokratikleşme perspektifi içinde çözme iradesini ortaya koymaktır. Bu çok bildik bir cümle olarak okunabilir. Çünkü Cumhuriyet’in ilanının üzerinden 100 yıla yakın bir süre geçti ve biçim değiştirmiş olsa dahi sorunlar varlığını sürdürüyor. O zaman tüm enerjimizi tüketen gerginliklerin ve sorunların sonlandırılmasını engelleyen nedenlere bakmak lazım.

En temel neden; var olan fay hatlarının ve ilgili tarafların kendi pozisyonlarını tanımlayışıdır. Osmanlı’da ve Cumhuriyet’te var olan grupların tümü, kendi pozisyonları için farklı isimler kullanmış olsalar da bu grupları ‘gelenek’ ve ‘yenilik’ kavramları üzerinden tanımlanmak mümkün. Öte yandan kendi pozisyonlarını vazgeçilmez kabul ederek dayattılar. İki yüzyıldan fazla bir süredir devam eden gerginliklerin, bundan kaynaklı ortaya çıkan fay hatlarının tümünü, gelenekçi-yenilikçi, gerici-modern, irticacı-aydınlanmacı, muhafazakâr-demokrat gibi soyut sıfatların mücadelesinin sonucu olarak tanımlamak mümkün. Birbiriyle uyuşmayı, ortak yol bulmayı gündemlerine almayan bu pozisyonlar, iç gerginlikleri sürekli kıldı ve farklı formlarda yenilenmesine imkân tanıdı.

Bu sarmaldan çıkmak mümkün. Kısaca uyuşmazlık, daha doğru bir ifadeyle uyuşamama üzerinden oluşturulan küçük iktidar alanlarına teslim olmanın ortaya çıkardığı bu durum aşılabilir. Gerçeklikten kopuk da olsa, her iki ekolün kendini içinde bulacağı yeni bir zemin oluşturulabilir. Bu ise ülkenin ve tüm vatandaşların ortak çıkarı etrafında politika yapmaktır. Aslında bahsettiğimiz sıfatların sahici olmaması bunu kolaylaştırıyor. Sahicilikten yoksunluk, sıfatlar arası geçirgenliği de artırıyor. Bu iki faktör, ‘gelenek’ ile ‘yenilik’ sıfatlarını, demokratikleşme ve devletin demokratik dönüşümü için harmanlama formülüne imkân tanıyor. Yani; Fransa örneğinde olduğu gibi ‘kopuş’ üzerinden bir siyasi değişim yerine, tedrici ve evrimci bir değişimi hayata geçirmek. Dolayısıyla var olan tüm gerilimler ve talepler, oluşturulacak demokratik dönüşüm zemini üzerinden yönetilebilir. Ayrıca var olan sıfatları mezceden demokratikleşme ve dönüşüm, toplumsal ve siyasal hazmı da kolaylaştırır.

Diğeri neden ise uyuşmazlık ve kendini farklı gösterme sorunuyla doğrudan ilgili olan Soğuk Savaş’ın oluşturmuş olduğu etki sorunudur. Soğuk Savaş biteli 31 yıl oldu. Ama Türkiye kendi Soğuk Savaşı’nı, dönem örgütlerinin etkisiyle, farklı formatlarda, hâlâ devam ettiriyor. Hatta, ülkedeki tüm siyasi pozisyonlar ve isimlendirilmeler dahi, iki bloklu dünya düzeninin dayattığı formlar üzerinden sürdürülüyor. Yani; sağlıklı ve bağımsız bir siyaset yapılamadığı ve ülke olarak Soğuk Savaş psikolojisinden çıkılmadığı için dönemin tüm iç/dış siyasi alışkanlıkları hâlâ sürdürülüyor. Bu durumu anlamak için o dönemin temel siyaset tarzı olan, “uluslararası sistemde saf belirleyerek rol üstlenmek ile iç siyaseti bu safın gerektirdiği gerilimler içinde yönetmeye” dayalı yaklaşıma bakmak lazım. Bu iki tarz, kimi zaman açık kimi zaman gizli olarak varlığını sürdürüyor. Bunun temel nedeni ise Soğuk Savaş’ın hem küresel hem de ulusal düzeyde kamplar arası çatışma mantığına dayanmasıydı. Kamp çatışmalarına dayalı rekabet bir yandan siyasal iklimi zehirliyor, öte yandan toplumu kimliksel, ideolojik kamplara hapsederek toplumsal ve siyasal uzlaşma alanlarını yok ediyor. Öte yandan gruplar arası rekabet/gerilim, toplumsal/siyasal rızayı ve toplumsal/siyasal uzlaşı noktalarını da hedefliyor. Halbuki, olgunlaşmış demokrasilerde “ya hep ya hiç” mantığına dayalı kamp çatışmalarından ziyade, programları ve vizyonları esas alan siyasal rekabetler yaşanır.

Dolayısıyla; ikinci yüzyılın sağlıklı işleyişi ve devletin demokratik dönüşümü için bahsettiğimiz iki temel nedeni/faktörü aşacak sahici bir iradeyi geliştirmek şart. Aynı zamanda, ortaya çıkabilecek gerilimlere teslim olmadan ve bu gerilimlerin içinde kaybolmadan mücadele etmek de şart. Soru şu; siyaset bu tür bir iradeyi ortaya koyacak mı koymayacak mı? Mevcut tabloda buna olumlu cevap verme imkânı yok. Çünkü Osmanlı ve Cumhuriyet tarihi, siyasal iradenin basit ve doğal olmayan gerilimlerin ‘esiri’ olduğu ve değişim iradesinin ötelendiği örnekler tarihidir. Siyasi partilerin demokratikleşme iradesinin varlığı veya yokluğu, bu tür bir iradeyi sergileme kapasiteleri üzerinden anlaşılır.

Yazının tamamını okumak için tıklayınız.

MAKALE
About ADNAN BOYNUKARA
SWITCH THE LANGUAGE


WHO WE ARE

The Ankara Institute is located in Ankara, Turkey. Our teams include academics, former members of the parliament, senior advisers to the Turkish prime ministers and ministers, analysts from prominent think-tanks, NGO directors, and media professionals with many years of experience. We do have extensive experience of working and partnering with leading global think-tanks, NGOs, international organizations, and governmental institutions.