Türkiye’nin Yeni Güvenlik Mimarisi: Süreklilik, Kırılganlık ve Dönüşüm
Türkiye, son 15 yılda hem güvenlik anlayışını güncelledi hem de güvenliğin nasıl üretildiğine dair köklü bir mimari dönüşüm yaşadı. Bu dönüşüm, tekil tehditlere verilen tepkilerden ziyade, devletin kendisini konumlandırma biçiminde gözlemleniyor. Bugün konuşulan yeni güvenlik mimarisi, askerî kapasitenin ötesinde; istihbarat, diplomasi, teknoloji ve siyasal karar alma süreçlerinin iç içe geçtiği çok katmanlı bir yapıyı ifade ediyor. Dolayısıyla yeni durumu, paradigma değişimi, kurumsal entegrasyon, bölgesel ve küresel kırılganlıklar, siyasal süreklilik, toplumsal ve ekonomik boyutlar üzerinden değerlendirmekte yarar var.
Güvenlik Paradigmasındaki Dönüşüm
Türkiye’nin güvenlik anlayışı, uzun süre reaktif bir karaktere sahipti. Tehdit, sınırda veya içeride belirir ve devlet buna karşılık verir şeklindeydi. Son dönemde ise bu anlayış yerini proaktif ve önleyici bir paradigmaya bıraktı. Tehdidin oluştuğu coğrafyaya müdahale etme, sınır ötesi güvenlik kuşağı oluşturma ve iç-dış güvenlik ayrımını fiilen ortadan kaldırma bu dönüşümün temel unsurları olarak somutlaştı. Bu bağlamda güvenlik artık yalnızca askerî bir mesele değil; siyasal istikrarın, diplomatik manevranın ve teknolojik kapasitenin kesiştiği bir alan olarak ele alınıyor. Yeni paradigma sıklıkla kimi ekipmanlar üzerinden, retorik düzeyde tartışılsa da asıl değişim araçlarda değil doktrinde yaşanıyor.
Yeni güvenlik mimarisinin en belirgin özelliklerinden biri, kurumsal entegrasyonun artmış olması. Bu ise özellikle dış politika, askeri yapı ve istihbarat arasında ortaya çıkan yeni eşgüdümle görünür oldu. Bu bağlamda istihbaratın, yalnızca bilgi toplayan değil, sahada ve diplomaside oyun kurucu bir aktör olarak konumlanmış olması oldukça önemli. İstihbaratın yeni hali, dış politika ve askerî tutumlara ivme ve derinlik kazandırıyor. Dış politika ise normatif bir dilin ötesine geçerek, kriz yönetimi, dengeleme ve arabuluculuk gibi jeopolitik reflekslerle şekilleniyor. Bu durum, dış politikanın daha pragmatik ve sahaya temas eden bir karakter kazanmasına işaret ediyor. Askerî yapı bu üçlü sacayağının operasyonel gücünü oluştururken, karar alma süreçleri daha merkezî ve hızlanmış bir karakter kazandı. Bununla birlikte, yerel kaynakların ve yerel teknolojinin kullanılma oranının artmış olması da bahsettiğimiz yeni güvenlik mimarisi için önemli bir kazanım. Bahsettiğimiz entegrasyonun, etkinlik sağladığı da açık. Bununla birlikte, yeni mimariyle ilgili olarak, kurumsal denetim ve şeffaflık konularında gerekli duyarlılığın sağlanması, yeni güvenlik mimarisinin kurumsallaşması açısından kıymetlidir.
Siyasal Değişimler Yeni Mimariyi Etkiler mi?
Türkiye’de güvenlik politikaları çoğu zaman iktidarlarla özdeşleştirilse de güvenlik mimarileri genellikle siyasal dönemlerden daha uzun ömürlüdür. Çünkü bu mimariler yalnızca siyasi tercihlerin değil, kurumsal kapasitenin, geleneğin ve sahada edinilmiş tecrübelerin ürünüdür. Bugün oluşan mimarinin çekirdeği -sınır ötesi güvenlik yaklaşımı, istihbaratın merkezî rolü ve çok yönlü diplomasi- büyük ölçüde kurumsallaşmış durumdadır. Bu nedenle olası siyasal değişimler, güvenlik mimarisinin varlığından ziyade nasıl işletileceğini etkileme potansiyeline sahiptir. Yani, yönelim, dil ve öncelik sıralaması değişebilir. Bazı alanlarda yumuşama veya normalleşme adımları atılabilir ancak mimarinin bütünüyle terk edilmesi hem bölgesel güvenlik hem de devlet kapasitesinin geldiği nokta dikkate alındığında düşük bir ihtimal olduğu görülür.
Burada belirleyici olan, güvenlik mimarisinin hangi ölçüde geri dönülmez bir kurumsal eşiği aştığıdır. Çünkü sınır ötesi askeri varlık, istihbarat ağları ve savunma sanayii altyapısı gibi unsurlar, yalnızca siyasi kararlarla kısa sürede tasfiye edilebilecek yapılar değil. Burada asıl değişim alanı, güvenliğin nasıl tanımlandığı, nasıl meşrulaştırıldığı ve hangi demokratik çerçeveye oturtulduğu üzerinden şekillenebilir. Güvenlik politikalarının parlamenter denetime açıklığı, hukuki sınırları ve toplumsal anlatısı, farklı siyasal tercihler doğrultusunda yeniden kurgulanabilir. Bu da mimarinin sert çekirdeğini değil, sivil-demokratik kabuğunu dönüştürme imkânı sunar. Bu bağlamda tartışılması gereken soru, güvenlik mimarisinin sürüp sürmeyeceği değil, hangi siyasal akıl ve hangi demokratik dengeyle sürdürüleceğidir.
