10 Mayıs 2022

Kurtarıcılardan Kurtulmak

Kurtarıcılardan Kurtulmak

ADNAN BOYNUKARA

Yaşadığımız dönemin temel sorun alanlarından birisi de kurtarıcılık fikriyatı ve kurtarıcılar sorunu. İnsanların, toplumsal kesimlerin ve ülkenin yaşadıkları sorunlara çözüm üreteceğini iddia eden, buna ilişkin pozisyon alan ve kurtarıcı rolü biçilen oldukça farklı bir yelpazede kişiler/yapılar var. Ancak yaşadıklarımız dikkate alındığında bu tür kişilerin/yapıların süreç içinde geldikleri nokta, yeni bir soruna dönüşmeleri. Çevremize bakarsak, buna ilişkin birçok örnek görebiliriz. Çünkü irili ufaklı onlarca kurtarıcı modelinden bahsetmek mümkün. Kurtarıcı tiplerine ve fikriyatına geçmeden önce, konunun anlaşılmasına katkı sağlayacak bir hikâyeyi hatırlamakta fayda var.

Çin Mitolojisinden Bir Hikâye

Eski Çin’de bir köyün yakınında yüksek bir dağ; dağın içinde de ejderhanın yaşadığı bir mağara varmış. Köylüler ejderhanın şerrinden korktuklarından, her yıl düzenli olarak ona hediyeler sunarlarmış. Arada bir köyden bir yiğit çıkar ve ejderhayı yok edeceğini söyleyerek kılıcını alır ve dağdaki mağaraya gidermiş. Ancak nice yiğitler gitmiş, dönen olmamış. Gel zaman git zaman bütün yiğitlerden daha yiğit, namı bütün bölgede konuşulan başka bir delikanlı çıkmış. O da ejderhayı yok etmek niyetindeymiş. Akrabaları, dostları onu bu isteğinden vazgeçirmek için çok uğraşmış. Gidenlerin hiç birisinin dönmediğini söylemişler, ama nafile.

Genç yiğit azığını ve kılıcını alıp yola çıkmış. Dağa varmış, kısa bir araştırmadan sonra ejderhanın yaşadığı mağarayı bulmuş ve kılıcını çekerek içeri girmiş. Bir müddet mağarada ilerledikten sonra karşısına korkunç bir ejderha çıkmış. Genç yiğit soğukkanlılığını kaybetmemiş. Kılıcını olanca gücüyle ejderhaya indirmeye başlamış ve ejderhanın hamlelerini ustalıkla savuşturmuş. Vuruşma kısa süre sonra ejderhanın ölümüyle sonuçlanmış. Mağara gencin zafer çığlığıyla yankılanmış. Genç heyecan içinde ileri geçip mağarayı incelemeye başlamış. Gözleri kamaştıran zengin bir hazine ve etrafa saçılmış birçok kurban kemiği görmüş. Ancak bir şey dikkatini çekmiş, kemikler arasında hiç insan kemiği yokmuş.

Genç olan bitene anlam verememiş. Öyle ya bunca yiğit, bunca yıldır ejderha ile karşılaşmak için mağaraya gelmiş ve hiçbiri dönmemiş. Ama ortalıktaki kemikler ancak hayvanlara ait olabilecek kadar büyükmüş. İşte ne olduysa o an olmuş. Genç birden titremeye başlamış. Kılıç tutan eline baktığında dehşet içinde kaba tüylerin derisini kapladığını, tırnaklarının uzayıp sivrildiğini, dar gelen elbiselerinin parçalandığını görmüş. Bağırmak istemiş ama ağzından korkunç bir homurtu çıkmış. Çünkü kendisi bir ejderhaya dönüşmüş…

Kurtarıcılık Düşüncesi

Tabii bu, mitolojide yer alan bir hikâye. Ama farklı gerekçelerle kurtarıcı diye ortaya çıkanların vardığı sonuç dikkate alındığında, bu döngüyü anlamaya yardımcı olabilecek bir hikâye. Evet, çağımızda ortaya çıkan kurtarıcılık şekilleri farklı. Ama sonuçları değişmiyor. Çevreye dikkat edilirse, hep bir kurtarıcı arayışının olduğu da görülür. Bu nedenle bu fikriyatın temel özelliklerine bakmakta yarar var. Buna ilişkin fikriyatı; kendi ütopyasını/isteğini toplumun beklentisi olarak sunmak, toplumsal talepleri dikkate alıyormuş gibi yapmak, halkı/bireyi edilgen kabul etmek, insanı ve insani talepleri görmezden gelmek, kendini eksiklilerden münezzeh vehmetmek ve herkesin kendisine ihtiyaç duyduğuna inanmak şeklinde somutlaştırmak mümkün. Bu yönüyle kurtuluş ve kurtarıcı teolojisi, farklı inançların günümüze kadar devam etmiş halidir.

Bu anlamları dikkate alındığında, kurtarıcılık düşüncesinin özünde, hastalıklı bir ruh hali olduğu söylenebilir. Bunun temel nedeni ise kesin inançların ve önyargıların her şeyin önüne koyulması. Bu yapıldığı zaman da gerçek ve hayatın kendisi anlamsız, sahipsiz kalıyor. Herkes kendi aidiyetini kutsala dönüştürüyor. Geriye ise ötekilerin kutsalına sataşmak/hakaret etmek kalıyor. Bunun da etkisiyle olsa gerek, tarihsel sorunlarımızı konuşup çözüm üretemiyoruz ve kurtarıcılara sığınıyoruz. Daha kötüsü ise devlete tahakküm etmiş olanlar ilk ‘kanı’ akıtıyor, ilk ‘suçu’ işliyor ve onu yenmek için yola çıkanlar da onları taklit ediyor. Yani; kısır bir döngü.

Yukarıda paylaştığımız hikâyedeki hikmet, birilerinin bizi kurtarmaya çalışması ama kısa sürede ejderhaya dönüşmesi. Hatta hiç ölmeyen ve kendini sürekli yenileyen bir ejderha. Çünkü ejderha içimizden çıkıyor. Yani; kurtarıcı diye ortaya çıkanlar, içimizdeki canavarı dışa vuruyor. Aslında bulunduğumuz yerden etrafımıza baksak, bu durum net bir biçimde görülür. Mesela, Anadolu’da olup bitenden şikâyet edip Ankara’ya gelenlerin yaptığı ilk işin, ‘Ankara’ya benzemek’ çabası olması gibi. Sözde mevcut durumdan şikâyetçi olanların, kurulu düzene itiraz edenlerin halktan istediği şey de değişmiyor: Kendilerinin ‘efendi’ ve ‘kurtarıcı’ olarak kabul edilmesi. Kullandıkları kavram seti farklı olsa da istenen şey değişmiyor.

Yazının tamamını okumak için tıklayınız.

MAKALE
About ADNAN BOYNUKARA
SWITCH THE LANGUAGE


WHO WE ARE

The Ankara Institute is located in Ankara, Turkey. Our teams include academics, former members of the parliament, senior advisers to the Turkish prime ministers and ministers, analysts from prominent think-tanks, NGO directors, and media professionals with many years of experience. We do have extensive experience of working and partnering with leading global think-tanks, NGOs, international organizations, and governmental institutions.